Esra's Blog

Sessizlik ve Ben

imageBugün kendimi sessize aldım. Telefonun sesini kapatır gibi ben de kendi sesimi kapattım. Bunun da nedeni sesim kısıldı. Ses kısıklığının fizyolojik nedenleri olduğu kesin. Ben bunu bir uyarı olarak da algılıyorum. Kendi iç sesimi daha net duyabilmek için bir mola vermek ihtiyacı doğdu…

Hayatta enerjik olmak, hayatla birlikte akmak, sosyalleşmek, gezmek, yeni şeyler öğrenmek bunların hepsi insanı canlı tutan, yaşam enerjisini kamçılayan, motivasyonunu arttıran pozitif durumlar. Özellikle de böyle yoğun tempolu zamanlar hızlı yaşandığı için zaman su gibi akıp geçiyor. Hoşumuza gitmeyen söz, durum ve davranışlar da aynı hızla, bu yoğun gündemli günlerde bilinç altımıza atılıp, üstü kapatılıyor. Bilinçli ya da bilinçsiz olarak yüreğimizin derinliklerinde aslında ne çok şey biriktiriyoruz…

Olaylara anında tepki verip, düşündüklerini mantık süzgeçinden geçirmeden, ağzına geleni hemen söylenlerin de çok huzurlu uyku uyuduğunu düşünmüyorum. ‘ Ben içimde hiç bir şey biriktirmem, ne düşünüyorsam ve ne hissediyorsam anında söylerim‘ diyenleri de çok duymuşuzdur etrafımızda…Ben bu tür söylemlerin ve davranışların da çok iddialı olduğunu ve her  şart ve koşulda geçerli olmasının imkansız olduğu kanısındayım.

Marifet sanırım susmak gereken yer de susmasını bilmekte …İçimize attığımız şeyleri biriktirmemek te…Geri dönüşümlü küçük kutulara atabiliriz sıkıntılarımızı, kısa bir süre için ama ilk fırsatta rahatsızlık veren duyguyla yüzleşip onu doğamıza tekrar kazandırmak lazım.  Bedenimiz ve ruhumuz için en sağlıklısı budur diyorum.

Ajandamızın her anının dolu olduğu, sorumluluklarımızın arttığı,gerekli, gereksiz koşturmalarımızın yoğun olduğu, konuşmalarımızın da haliyle çok arttığı dönemler de kendimizden biraz uzaklaşırız. İçimizdeki sesi duymak imkansızlaşır etrafımızdaki gürültü arttıkça…O da kendini duyurmak ister, senle karşılıklı oturup sohbet etmek ister. Kutuya attıklarını    elemeni ister. Yaşadıklarının, duyduklarının, söylediklerinin, kararlarının muhasebesini yapmak ta gecikme yaşarsan o ses sana rahat vermez. Sana sinyaller yollar. ‘Yavaşla artık biraz, görüşmemiz lazım, kahveni al bekliyorum’  der sana…

Sesimin kısılmasının ne demek olduğunu çabuk kavradım. Bugün tüm programlarımı iptal ettim, telefonumu da, kendimide sessize aldım. Dışarıda harika bir yağmur yağıyor. Camımı doğanın mis kokusunun evime girmesi için açtım. Ballı, ıhlamurlu fincanımı, kağıt ve kalemimi de alıp kendimle görüşmemi gerçekleştirdim. Sessizliğin ve dinginliğin içinde ki sese kulak verdim. Hoşuma gitmeyen ve yoğunluktan arka plana attığım ne varsa hepsini döktüm ortaya…Olgunluk sanırım herkesi olduğu gibi kabul ederken, kendi deneyimini de nasıl istiyorsan öyle gerçekleştirebilme şansını kendine vermekle başlıyor. Hoşgörüyle içimizde biriken negatif duyguları serbest bırakmak elimizde. Kuş gibi hafiflemek ve daldan dala konmak varken, yüklerimizle ağırlaşmak çok anlamsız…

Kendimizle görüşmelerimiz her zaman mayhoş duygularımızı analiz etmek için değil aynı zaman da yaşadığımız sevinçlerin, küçük başarı ve mutlulukların da paylaşılıp, şükredilmesi için güzel fırsattır. Bu zamanları iyi değerlendirmek gerekir. İnsanın en iyi doktoru kendisidir. Teşhis ve tedavi için geç kalmazsak hayat bize güzel…

Kulağımızı boş laflardan, gözümüzü sahte tavırlardan, kalbimizi ön yargılardan, aklımızı da zeki kötülerden uzak tutabilirsek, zaman zaman yavaşlayıp, kendi sessizliğimizin içinde yolculuğa çıkma fırsatı yaratırsak yenileniriz. Ben kendime bugün bu fırsatı yarattım. Kafam daha berrak ve dinlenmiş olarak rutinime dönüyorum. Sesimin düzelmesi için de az konuşup daha çok dinlemem gerekiyor. Hem çevremi, hem kendimi :))

 

Anladım ki susmak bir cüsse işi

Derin denizlerin işi…

Serin sular en hafif  rüzgarları bile coşturabiliyor

Derin denizleri ise ancak derin sevdalar…

Derin denizlerin sükutu büyüler beni

İçimi bir heybet hissi kaplar

Benliğimi hasret duyguları istila eder

Kalbim ürperlerle dolar

Dalgalı denizler, durgun mavi denizler kadar heybetli gelmez bana

Göklerin suskunluğu da öyle

Gök gürlemeleri, mavi derinliklerin heybetini siler diye düşünmüşümdür hep

Sükut her zaman daha manalı, daha derindir

Kalbe sözden çok sükuttan manalar akar

İnsan evrendeki sükutu anlayabilseydi, kim bilir belki de söz olmayacaktı

İnsanlar sükutun dilinden anlayacak, derin ve manalı bakışlarla konuşacaklardı

Ve ses, sükutun heybetini bozamayacaktı

Konuştuğum zamanlar hep acze düşmüşümdür de ondan kelama sarılmışımdır.

Evrendeki her varlıkta sükutu bir süs, bir hikmet olarak algılamışımdır

Sözü ise ancak bir zaruret…

Şems-i Tebrizi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3 üzerine düşünceler “Sessizlik ve Ben

  1. Nihal Arslan

    Kendi kendinle kalma kendi sesini duyma ihtiyaci bu kadar mi guzel ifade edilir

    Okurken yasadim, ne kadar dogru ve icten
    Eline saglik arkadasim

  2. Sevil Bölüktaş

    Esracım, çok güzel ifade etmişsin… hayatın içinde akıp gidiyoruz.. bir durup, iç sesimizi dinlemeyi, karsimizdakileri dinleyip hep bir cevap vermeyi dusunmekten, sessiz kalmayı unuttuk..
    Hatırlattığin için çok teşekkürler..
    Eline sağlık. .

  3. Seyda Karakaya

    Keyifle okudum, yuregine saglik. Ben icine atanlardanim. Ama hayati da keyifli yasamayi
    amac edinirim her zaman. Mesela hic sevmedigim calcium sandoz u sampanya bardaginda
    icerim. Hayati tatil tadinda yasamayi dilerim herkese.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Protected by WP Anti Spam